Karatay Termal Tatil Köyü

Modern Asırda Âlim Olmak

Abone Ol
Daha Fazla
Wordpress Temaları

Selamun Aleyküm efendim öncelikle bu yazı benim çokça bilgi sahibi olduğumdan mütevellit kaleme alınmadı. Öğrenim gördüğüm Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim görevlisi Prof.Dr. Ali Kaya hocamızın verdiği ödev üzerine kaleme alındı. Bunları peşinen söylüyorum ki sürç-i lisanda bulunursam affolsun. Yanlışlar varsa zatıma iletilsin ve doğruya ulaşılsın. Kıymetli hocamızın bize yönelttiği soru şuydu “Bir İslam hukukçusu nasıl olmalıdır?” uzunca bir sessizliğin ardından da “Araştırıp geliniz.” dediler.

Kanaatimce bunun bir formülü, ya da sihirli bir programı yok elbet. Kimse gayretsiz, çabasız ve çilesiz bir başarıyı elde edemeyeceği gibi âlimlik hırkasını da ha deyince giyemez. Lakin İslam’ın ilme ve âlime verdiği değer konusunda birkaç cümle söyleyemeyecek Müslüman da yoktur, herkes bunun değerini kendi ölçüsünce bilir ve elinde olduğu kadarıyla bildirir. Ama İslam hukukçusu olmak başka bir şeydir. İslam hukukçusu olmak ilmin erbabı olmayı gerektirir. Bu tespitimizden sora uzun uzadıya yazmamak için İslam hukukçusunu Âlim olarak zikredeceğim. Peki, kimdir âlim, sosyolojik olarak toplum içerisindeki tutumu ne olmalıdır, hangi donanımlara sahip olmalıdır, eskileriyle mukayesesi yapıldığında günümüzde mutlak manada bir âlim mevcut mu? Var diyorsanız kimdir?

Biz İlahiyat öğrencilerinin bu gibi sorulara verecek ikna edici makul cevaplarımız olmaz. Çünkü bunlar bizleri yoran sorulardır, çünkü bunlar kendimize çeki düzen vermemizi gerektiren cevaplar ister. Yine de bu konuda bir şeyler söylemek, kıymetli Ali hocamın karşısına boş çıkmamak için okumalar yapayım derken kendimi çok geniş bir yelpazede buldum. Konunun üzerinde düşünmüş ve fikir üretmiş değerli birçok ismin varlığını gördüm ve bunlardan yararlanmamın bir sakıncası olmayacağı kanaatine vardım. Tekrar edeyim bilgi sahibi değil fakir bir bilgi derleyicisiyim, sürç-i lisanda bulunursam affolsun.

Öncelikle yüksek müsaadelerinizle Âlim kime denir ona bakalım. Âlim sözlük manasıyla ilim sahibi kişi, bilen, hoca ve bilgili şahıs olarak tanımlanır. Ama hepimizin malumudur ki bilmek kelimesi de kendi içinde dallanan bir çınardır ve âlim olmak bu çınarın en yetişmiş dalına tekabül etmektedir. İslam açısından her bilene âlim denilemez elbette. Bilgi ile ilişkisi olması bakımından âlim kelimesinin yanında bilim adamı, akademisyen, hoca, öğretmen, bilgin, bilge gibi kelimeler de vardır ve fakat bunlar “Âlim” kavramına denk düşecek bir bilmeye sahip değillerdir. Mesela bir akademisyenin bilmesi âlimin bilmesine denk değildir ya da bir bilim adamının bilmesi veya bir öğretmenin bilmesi aynı şekilde âlim kavramının içerisini dolduracak bir bilme değildirler. Haddizatında akademi ya da akademisyen bizim kavramımız da değildir, eski Yunan’dan kalma bir kavramdır. İlk olarak Eflatun’un akademisi var. Müslümanlar bütün bilimlerde ileri oldukları zamanlarda böyle devşirme kavramlarla düşünmemişlerdir. Mesela akademi, ya da akademisyen demek yerine, medrese ve müderris, ya da âlim demişlerdir.

Kısaca İslamî bir kavram olarak âlim salt akademisyen demek değildir. Bu konuya açıklık getirmesi açısından kendisi de bir İslam hukukçusu olan Faruk Beşer hocanın ifadelerine başvuralım. “Âlimin, bilgisini test edebilmek için akademik titizlik denen şeye bağlı kalması gerekebilir ama onun bilgisi bugün bilim denen alanlarla sınırlı değil, bilgisinin metafizik boyutu da var. İman problemi olan bir bilgine, ya da akademisyene âlim denmez. Ayrıca mesela Gazali bir İslam bilgini diye takdim edilmez, o bir İslam âlimidir. Çünkü bilgin sadece bilmeyi akla getirir. Oysa işin bir de amel ve davet boyutu var. Âlim olmak için bunlar da gerekli. Bu yönüyle bilgin profan (dini olmayan) kalır. Akademisyenin ise modern yüksek eğitim kurumlarında, yani akademyada hocalık yapması, bir ihtisas alanında ‘bilimsel bilgiye’ ulaşmak üzere uzmanlaşmış olamsı gerekir. Akademisyenin bütün bilimleri uzlaştıracak ve birbirinden bağımsız bilim olamayacağını görecek kadar geniş düşünmesi gerekmez. Akademisyen ihtisaslaştığı alanın dışına pek çıkmayan kişidir.”

Dilerseniz bir de Kur’an’da Âlim kavramı nasıldır ona bakalım. Ankebut Suresi 43. Ayette mealen: İşte biz, insanlara bu misalleri anlatıyoruz ama bunların hikmetini âlimlerden (gerçek bilgi sahibi olanlardan) başkası kavrayamamaktadır. “Gerçek bilgi sahibi olanlar” diye çevirdiğimiz âlimûn kelimesi bu bağlamda, yukarıda ana hatlarıyla değinilen ilâhî hakikatleri anlama yeteneğine, birikimine sahip olan; kendilerine okunanlarla gözlemledikleri şeyler üzerinde düşünerek (Şevkânî, IV, 235) doğru sonuçlar çıkaran inançlı ve kavrayışlı zihinleri ifade etmektedir. Gerek bu âyetin gerekse bundan önceki âyetin sonunda geçen ilim ve akıl kavramlarıyla insanın zihinsel yeteneklerine vurgu yapılmakla, dünya işlerinde olduğu gibi dinî konularda da bu yeteneklerin önemli rolüne dikkat çekilmektedir.

Kaynak: Kur’an Yolu Tefsiri

Bir başka yerde de Kitabımız Kur’an bizlere: Aynı şekilde, insanlardan, binek hayvanlarından ve eti yenen hayvanlardan da farklı tür ve renklerde olanlar var. Kulları içinden ancak bilenler, Allah’ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar. Şüphesiz Allah üstündür, çokça bağışlayıcıdır. (Fâtır 28)

Yüce Yaratan bir önceki ayette dikkatlerimizi bir yandan tabiatın ihtişamına diğer yandan da bu muhteşem görünümü meydana getiren farklılıkların tek kaynaktan neşet ettiğine ve bunu sağlayan yüce kudrete çeker. Daha sonra 28. âyette ise bize haşyet edeceklerin sadece bilgi sahibi olanlar olduğunu dile getirir. Haşyet kökünden gelen ve “büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar” diye çevirdiğimiz kelime burada, “büyüklük karşısında duyulan heyecan ve korku, zarar görmekten değil, hakkını verememekten kaynaklanan endişe” mânasına gelmektedir. Muhataplarını doğadaki muhteşem görünümlerden hareketle akıllara durgunluk verecek incelikleri keşfetmeye yönlendiren Kur’an’ın, bu bağlamda bilmenin değerine vurgu yapması oldukça ilginçtir. Fakat burada kullanılan ve “bilenler” şeklinde çevrilen ulemâ kelimesinin birçok anlam vardır. Bu anlamlar arasında, bir şeyi derinlemesine tanıyıp mahiyetini idrak etme yer alır. Veya bir konuda kesin bilgiye ulaşma, bir işin hakikatine nüfuz etme mânalarının bulunduğu göz önüne alınırsa, kendilerine gönderme yapılan ve Allah’a saygı duyma hususunda ön plana çıkarılan kişilerin, meslek olarak bilimsel faaliyet icra edenler veya birtakım bilgileri öğrenip belleklerine yerleştirmiş olanlar değil, zihnî çabalarını Allah’ın evrendeki kudret delillerinden sonuçlar çıkarabilme düzeyine yükseltebilmiş kişiler olduğu anlaşılır. Zaten sahâbe ve onları takip eden İslam büyüklerinin birçoğundan yapılan rivayetlerde ne kadar bilgili olurlarsa olsunlar Allah’a saygı yolunda mesafe alamamış kimselerin âlim olarak nitelenemeyecekleri belirtilmiştir.

Kaynak: Kur’an Yolu Tefsiri

Herkesçe malumdur ki âlim kavramının kökü ilimdir. Fakat âlim kelimesi ‘alem kelimeleriyle de ilişkilidirler. Eski Arap medeniyetinde iz sürenler veya yol gösterenler çölde yollarını belli başlı dağların konumunu göz önünde bulundurarak bulurlardı. Bu dağlar uzaklardan görülür,  fırtınadan etkilenmez ve çölün yer değiştiren kum tepelerine de benzemezlerdi. Bu dağları işaret ve ayet manasına da gelen alem kelimesiyle tanımlıyorlardı. Âlim aynı zamanda âlemle de ilişkilidir. Bu yakınlık öyle iç içedir ki müfessirûn Enbiya Suresi 107. Ayette geçen li el-âlemin kelimesinin tefsirinde fikir ayrılığına düşmüşlerdir. Bir kısmı bunu âlemler olarak çevirip tefsir ederken bir kısmı da Âlimler olarak çevirip merhamet sahibi olarak tefsir edilmiştir. Âlem kelimesi sözlük manasıyla evren, cihan ve dünya manasına gelmektedir. O halde âlimin böyle bir yol göstericilik görevinin bulunduğu anlaşılıyor. İçerisinde bulunan bilgi âleminden tevdi ettiği insanlar, onun hal ve harekâtına bakıp yollarını belirleyecekler. Âlim olan kişiye bakarak yön bulacaklar. Dolayısıyla bir İslam hukukçusunun görevi âlemlere denk gelecek bir bilmeye hâkim olacak sosyal toplum içerisinde de bilgisi ona böbürlenmeyi değil Allah’ı bilmenin getirdiği için yön gösterici alem olacak.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi Arapçada bulunan aynı harf köklerinden türeyen kelimeler anlam bakımından birbiriyle alakalı olmalıdır. Bütün bunlar âlimi tanımlamaya yetmeyeceği için âlim amel’le de ilişkilendirilmelidir. Çünkü eylemsiz bir ilim asla kâfi değildir. Harekete geçirmeyen ilim kışır bir bilmedir.

İlim ve amelle âlem bir âlim alem olmada ileri derecelere ulaşmış ise ona allâme denir. Âlim-i kül gibi bir şey. İslam hukukçusu ile âlim hemen hemen aynı şeyi ifade eder. Bir yönden âlim daha geniş, bir yönden de İslam hukukçusu. Yani eskilerin tabiriyle aralarında ‘umum husus min vechin’ vardır. Ezcümle bir İslam hukukçusu âlim olmalı ki halkına doğru yönü göstere bilsin, halkının ihtiyaçlarını hak rızası için gidere bilsin.

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Medya Anadolu ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

deneme