Bursluluk Sınavı

Mehmet BİNA’dan

Abone Ol

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Wordpress Temaları

”PEYGAMBERİMİZİN BİNEĞİNE BİNDİRDİĞİ SAHABE, UKBE BİN ÂMİR (RA). Ukbe bin Âmir (ra), künyesi Ebû Hammâd’dır. Müslüman olmadan önce çölde çobanlık yapar, Medîne otlaklarında koyun güderdi. Peygamber efendimizin Medîne’ye hicret ettiğini de çölde haber almıştı. Artık orada duramazdı. Gidecek, o yüce Peygamberi görecekti. Koyunları oracakta bıraktı, doğruca Medîne’nin yolunu tuttu. Geldi, peygamberimiz (sav)i sordu. Misâfir kaldığı evi öğrenir öğrenmez soluğu huzurunda aldı.

Kâinatın Efendisini karşısında görünce çok sevindi, birden dünyası genişledi, gönlü aydınlandı. Uçacak gibiydi. İçi içine sığmıyordu. O zamana kadar böyle bir heyecan yaşamamış, bu kadar sevinmemişti. Rûhundaki değişikliklere kendisi de inanamaz olmuştu. Dedi ki:
– Yâ Resûlallah! Size bî’at edeceğim.
Ukbe artık bir sahâbiydi. Hem de Suffe eshâbının içinde yer alan seçkin bir Sahâbî.

Ukbe (ra), bundan sonra her şeyi terkederek kendisini tamamen ilme verdi. Peygamberimizin hayat dolu sohbetini artık hiç kaçırmıyordu. Ondan ilim ve ma’rifet meyveleri derliyordu. Peygamberimiz de Ukbe’nin ilme olan aşırı arzûsunu bildiği için kendisiyle husûsî olarak ilgileniyordu.

Birgün Hazret-i Ukbe’ye hitâben şöyle buyurdu:
– Kur’ân-ı kerîmde bazı sû’reler vardır. Cenâb-ı Hak o sûrelerin bir benzerini ne Tevrât’ta, ne İncil’de, ne Zebûr’da ve ne de Kur’ân-ı kerîmde indirmemiştir. Hiçbir geceni onları okumadan geçirme. Bunlar: İhlâs, Felâk, ve Nâs sûreleridir.

Bu sözleri kulaklarına küpe edinen Ukbe şöyle der:
– O günden sonra her gece bu sûreleri okumadan yatmadım. Hep okudum.

Hazret-i Ukbe bilmediklerini, öğrenmek istediği husûsları Peygamberimizden sormaktan çekinmezdi. Böylece pek çok şeyi öğrenme imkânını bulmuştu. Birgün Peygamberimizin yanına yaklaştı, mübârek ellerini tuttu ve şöyle dedi:
– Yâ Resûlallah, iyilik ve ibâdetin üstün olanlarının hangisi olduğunu söyler misiniz?
– Hâlini sormayanın hâlini sor. Sana bir şey vermeyene vermeye bak. Sana haksızlık edeni de affet.
– Ya Resûlallah, kurtuluş nerededir?
– Diline sahip ol, evin sana dar gelmesin. Sırrını yayma. Günâhların için ağla.
Hazret-i Ukbe’nin öğrenme husûsundaki bu gayreti onun kısa zamanda âlim Sahâbîler arasına girmesine sebep oldu. Öyle ki, Hazret-i Ukbe, Peygamberimizin zamanında ictihâd edebilecek seviyeye geldi. Hattâ bir defasında Peygamberimiz (sav), kendisine müracaat eden iki dâvâlı hakkında hüküm verme işini ona bıraktı. Ukbe:
– Siz daha lâyıksınız yâ Resûlallah! Anam, babam size fedâ olsun, dedi.

Fakat Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
– Sen hüküm ver!

– Neye göre hüküm vereyim yâ Resûlallah?
– Kendi ictihâdına göre hüküm ver. Eğer hükmünde isâbet edersen sana on sevâb verilir. İsâbet etmezsen bir sevâb kazanırsın.

Hazret-i Ukbe birgün on iki arkadaşıyla birlikte Peygamberimizden bir şeyler öğrenmek düşüncesiyle yola çıktı. Yanlarında develeri de vardı. Onları başı boş bırakmak istemediler. Dediler ki:
– İçimizden biri develerimizi otlatsa da, kalanımız Resûlullah efendimizle sohbet etsek. Sonra öğrendiklerimizi ona bildiririz.

Hazret-i Ukbe gerçi Peygamberimizin sohbetinde bulunmayı çok arzuluyordu. Fakat develerin yanında birinin kalması gerektiğine de inanıyordu. Arkadaşlarını kendi nefsine tercih ederek, “Siz gidin. Develeri ben otlatırım” dedi. Sonrasını kendisi şöyle anlatır:

“Arkadaşlarım gideli bir hayli olmuştu. Kendi kendime dedim ki:

– Galiba aldandım. Arkadaşlarım Resûlullahtan benim duymadıklarımı dinliyor, öğrenmediklerimi öğreniyorlar.

Sonra şehre gittim. Yolda sahâbîlerden bir grupla karşılaştım. İçlerinden biri, Peygamberimizin, “Kim güzelce abdest alırsa, günâhından temizlenerek annesinden yeni doğmuş gibi olur” buyurduğunu söyledi. Hayret etim. Benim hayretimi fark eden Ömer bin Hattâb dedi ki:
– Hele sen ondan önceki hadîsi dinlemeliydin. Ondaki müjde daha fazla idi.
– Ne olur, onu da sen söyle!

Bunun üzerine O da, Resûlullahın, “Kim Allaha hiçbir şeyi ortak koşmadan ölürse, Allah ona Cennet kapılarını açar. O da istediği kapıdan Cennete girer. Cennetin sekiz kapısı vardır” buyurduğunu söyledi.

Tam bu sırada Resûlullah efendimiz geldi. Ben de tam karşısında oturdum, dinlemeye başladım. Fakat benden yüzünü çevirdi. Dedim ki:
– Ey Allahın Resûlü! Anam babam size fedâ olsun. Niçin benden yüzünüzü çeviriyorsunuz?

Resûl-i ekrem efendimiz buyurdu ki:
– Sence bir kişinin istifâdesi mi daha kıymetli, yoksa on iki kişinin mi?

Hatâmı anlamıştım.”

Hazret-i Ukbe, Peygamber efendimize karşı son derece hürmetkârdı. Öyle ki, Resûlullahın huzurunda deveye binmeyi hürmetsizlik sayardı. Birgün Peygamberimizle birlikte bir yere gidiyordu. Peygamberimiz deveye binmişti. Kendisi yaya idi.

Resûlullah efendimiz onu terkisine almak istedi.
– Ey Ukbe! Binmiyor musun? buyurdu.

Hazret-i Ukbe dedi ki:
– Yâ Resûlallah! Edebsizlik etmekten korkuyorum,

Peygamberimizin ısrar etmesi üzerine, onun emri edebden üstündür diyerek mahcûb bir hâlde deveye bindi.

Ukbe, mü’min kardeşlerinde gördüğü kusurları, kabahatleri açığa vurmazdı. Başkalarının kusurlarını araştırmadığı gibi, yanında başkasının kabahatlerinin anlatılmasından da rahatsız olurdu. Bir defasında hizmetçisi, komşunun bir hatâsını söyledi. Hazret-i Ukbe, hizmetçiye kızmadı. Ona nasîhat etti. Bunun iyi bir şey olmadığını anlattı. Sonra da şu hadîs-i şerîfi rivâyet etti:
“Kim dünyada bir mü’minin ayıbını örterse, Allahü teâlâ da Kıyâmet günü onun ayıbını örter.” Ebû Eyyûb el-Ensârî ile birlikte İstanbul kuşatmasına katıldı. Cesur ve kabiliyetli bir savaşçı, usta bir okçu olan Ukbe (ra), Hz. Peygamber’in tavsiyesiyle yaşlılığında da ok atma tâlimlerini sürdürmüştür. Vefatından önce sayısı yetmişe yaklaşan yaylarını, oklarıyla birlikte çocuklarına emanet etmiş, bunlarla Allah yolunda savaşmalarını vasiyet etmiştir. Hz. Peygamber’in düldül adlı katırının bakımından sorumlu olan ve zaman zaman Peygamberimiz’in bineğinin bakımını ve sevketme görevini üstlenen Ukbe (ra), bir yolculuk sırasında Resûl-i Ekrem’in ısrarı üzerine onunla aynı bineği kullandığı için “redîfü Resûlillâh” sıfatıyla da anılmıştır (Müsned, IV, 144). O, Kur’an-ı Kerim’i çok güzel ve hûşû ile okurdu. Sahabe onun tane tane okuyuşunu dinler, kalpleri ürperirdi. Bilhassa geceleri ortalık sakinleşince yüksek sesle, Kur’an-ı okur gözleri yaşlarla dolardı.
Hz. Ömer (r.a) onu bir gün çağırıp şöyle dedi “Ey Ukbe! Bana biraz Kur’an oku!” O da: “Hay, hay, Ey emîru’l-mü’minin” dedi ve tevbe suresinden bir miktar Kur’an okudu. Ukbe (r.a)’ın tatlı tatlı okuyuşunu hûşû ile dinleyen Hz. Ömer (r.a) gözyaşlarını tutamadı ve sakalını ıslatıncaya kadar ağladı.
58. hicri senesinde Mısır’da vefat eden Ukbe (ra), Mukattam Mezarlığı’na defnedildi. 1066 (1655) yılında Osmanlılar’ın Mısır valisi Silâhdar Mehmed Paşa, Ukbe’nin kabrinin yanında onun adını taşıyan küçük bir mescid inşa ettirdi. Kabri bugün de ziyaretgâhtır.”

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Medya Anadolu ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

deneme