Karatay Termal Tatil Köyü

Dostluğa Dair

Abone Ol
Daha Fazla
Wordpress Temaları

Dostluğa Dair

Fethi Gemuhluoğlu, “önce selam, sonra kelam” sözüne uyarak konuşmalarına selam ile başlarmış. Bende kendisini örnek alarak yazımı selam ile başlatmak isterim. Öncelikle sizi selamlıyorum.

Burada yazdığım ilk yazım olması sebebiyle bir acemilik yaşadığım söylenebilir. Burada sizlerle yazılarımıpaylaşacağım. İnşallah kısa sürede atlatabiliriz.

İbrahim Tenekeci gazetede yazmaya başladığı ilk yazısında, yazılarının çıkış noktasını okuruyla paylaşmak için şu satırları eklemiş: “bir şey yap güzel olsun. Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin, hakikati işaret etsin. Bir şey yap doğru olsun. İnsanları yalanın ve yanlışın bataklığına düşmekten korusun. Rüzgâra ve akıntıya kapılmasın, kırılsın lakin eğilip bükülmesin. Bir şey yap adil olsun. Haktan hukuktan ayrılmasın. Zalime haddini bildirsin, mazlumun payını versin.” Mustafa Kutlu hocamızın Hüzün ve Tesadüf kitabında geçen bu cümleler, benim yazılarımın da çıkış noktası olsun. Çünkü bu satırlar çağın bizden koparmaya çalıştığı ahlaki değerlerimize sahip çıkmaya vurgu yapıyor.

Dostluk bunlardan biridir. Peki dostluk nasıl olmalı? Kimlere dost demeliyiz? Kısacası nedir dostluk?

Peygamber-i Ekber bir hadis-i nebevilerinde buyuruyorlar ki, “önce refik, sonra tarik”. Önce yolda yoldaş, sonra yol.

Öyle zannediyorum ki dost nasip işidir. Dost aranmaz. Seninle dost olalım diyemezsiniz. İnsanın müdahalesi dışında gerçekleşir. Dostluk zaman içinde belirginleşen bir şeydir.

Hayatımızda karşımıza çıkan, birlikte vakit geçireceğimiz, yeri geldiğinde birbirimize omuz vereceğimiz insanları iyi seçmek gerekir. Bu elbette her zaman için mümkün olmayabilir. İnsan seçimlerinde hata yapabilir. Yüzde yüz doğruyu tutturamayabilir. Çünkü belirttiğimiz gibi bu seçimi yapacak olan biz değilizdir; yoldur. Esasen dost olup olmadığımız burada belli olur.

Fayda görmek için yapılan dostluklarda, siyasi ve ticari amaçlı yapılan dostluklarda yıkım ve hüsran olur. Burada insanı üzen şey tanıyamamış olmaktır, yoksa yolda geçen zaman değildir. Hem miktarın ne önemi vardır? Tanıyamamış olmak, bu daha fazla yorar.

Peki dostumuz olduğunu nasıl anlayacağız? Galiba o insan bize serinlik veriyor mu buna bakacağız.  

Eski dostlar özünde hiç eskimeyendir. Mazide kalmamıştır. Sadece bu dostluğun kökleri geçmişe dayanır. Şimdi ise kocaman ağaç olmuştur. Böyle bir dostluğun oluşabilmesi için imtihanlardan, zorluklardan geçilmesine ihtiyaç vardır. İyi gün dostu olmak kolaydır. Marifet kış aylarında çiçek açabilmektir. Yani kötü gün dostu olmaktır mühim olan.

Kimsenin birbirine güvenmek istemediği, dostluk kurmaya zamanı olmadığı, dünyevi çıkarları için dost dediği insana sırtını döndüğü günlerden geçiyoruz. Bazıları kalp kırmaktan, yarı yolda bırakmaktan çekinmiyor. Oysa Erdem Beyazıt’ın da şiirinde dediği gibi: verdikçe çoğalır bizim zenginliğimiz. Bizim zenginliğimiz dostun sırrını herkesten saklamaktır, ayıplarını örtmektir, iyiliğini istemektir, acısını paylaşmaktır. Dostluk ahirette de birlikte olmayı arzulamaktır. Ahiret kardeşliği diye boşuna denilmiyor.

Bütün bu söylediklerimize ve söyleyemediklerimize Ahmet Muhip Dıranas’ın şiirinden şu birkaç satır ışık tutsun: kara ekmeğimin akça mayası, susayınca çağıldak sular sesi, gözyaşını gözden gizli silenim, eyi düşlerimin yoru… Dost budur, Hakk dost!

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Medya Anadolu ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

deneme